Oyunbolumleri-Güncel Oyun Haberleri


Güncel Oyun Haberleri

19 Kasım 2016
Watch Dogs 2 – İnceleme

19 Kasım 2016 Oyun Haberleri Yorum Yok

Ubisoft’un 2014 yılında biz oyuncularla buluşturduğu Watch Dogs, yeni ve heyecan verici bir dünyanın kapılarını aralamıştı… Ama sadece aralamıştı evet. İlk oyun o kapıları hiçbir zaman tam olarak açamadı ve o aradığımız heyecanı hiçbir zaman tam olarak aşılamayı başaramadı. Watch Dogs her ne kadar iyi tasarlanmış bir dünya ve harika potansiyellere sahip olsa da asla o sözü verilen oyun olamadı. Şimdi bu incelemeyi yazarken Watch Dogs 2, PlayStation 4’ümün bağlı olduğu monitörde bana bakıyor ve Ubisoft’un bu sefer nasıl güzel bir iş çıkardığını bana bir kez daha hatırlatıyor.


Size Watch Dogs 2’nin, ilk oyuna göre nasıl daha iyi olduğunu tek bir örnek ile açıklayabilirim. Assassin’s Creed ve Assassin’s Creed II. İlk oyunun dünyası çok güzeldi. Mekanikleri çok güzeldi. Daha önce hiç yaşamadığımız bir deneyim sunmayı başarmıştı. Ancak görev sistemi ve hikayesindeki yavanlık bizi bir yerden sonra sıkmıştı. Tıpkı Watch Dogs gibi Assassin’s Creed de güzel bir oyun olmasına rağmen o sözü verilen, bizim istediğimiz oyun değildi. Sonrasında Assassin’s Creed II çıktı ve oyun dünyası hiç unutamayacağı bir oyun ve hiç unutamayacağı bir karakter olan Ezio ile tanıştı. İşte Watch Dogs 2 de tıpkı Assassin’s Creed II gibi bir oyun.

San Francisco’da ne yapıyoruz?

İlk oyunda aslında istemeden potansiyel bir direniş başlatmış olan ve ilk başta haberi olmasa da daha sonra bir efsane haline gelen Aiden Pearce’in aksine bu kez çok daha farklı bir karakteri yönetiyoruz. Marcus Holloway adlı karakterimiz Aiden’dan tam 15 yaş daha küçük (24) ve haliyle ondan daha çevik ve daha ‘canlı’. Ancak ilk oyunun aksine ana karakterimiz bu kez yalnız değil. Elbette ilk oyunda da çeşitli müttefiklerimiz vardı ancak kendileri ikinci oyunda olduğu kadar aktif değildi. Burada Watch Dogs 2’nin en sevdiğim ilk özelliğine değiniyorum. Karakterler bu kez çok canlı. Marcus’un yeni katıldığı DedSec’in Wrench, Sitara ve Josh adında üç ana üyesi bulunmakta. Her üç karakterin de kendine has bir kişiliği ve dolayısıyla kendine has görevleri ve diyalogları bulunuyor. Özellikle bu üç karakter arasından en sevdiğim Wrench oldu.

DedSec’in San Francisco’daki görevi Aiden’ın başlattığı hareketi çok daha büyük boyutlara taşıyıp Blume’u ve beraberinde CtOS 2.0’ı tamamen alaşağı etmek. Yani DedSec ve Blume bayağı sert bir savaşın içerisinde. DedSec’in Blume’u yenebilmek için yapması gereken çok şey var ancak bunlardan en önemlisi milyonlarca takipçi sayısına ulaşmak, DedSec uygulamasını kullanmalarını sağlanmak ve Blume’un kirli sırlarını ortaya çıkarıp insanlara gerçekleri bir bir göstermek. Blume, insanların özel bilgilerini çeşitli kurumlara satan ve özel hayatı tamamen önemsiz bir hale getiren yozlaşmış bir şirket. DedSec de bu yanlışlığı ortadan kaldırmak istiyor.

Amacımızı yerine getirebilmek için hem Marcus’un ilk oyundan da hatırladığımız hack yeteneklerini kullanmamız, hem de takımın diğer üyeleri ile sağlam bir iletişim içerisinde olmamız gerekiyor. Sitara, DedSec’in ‘halkla ilişkiler’ yüzü diyebiliriz. Yani direkt olarak gidip insanlara konuşarak ‘hadi DedSec’e katılın’ demiyor ancak sanatını ve yeteneklerini kullanarak çeşitli görseller yaratarak bunların insanların kafalarına kazınmasını ve dikkat çekici olmalarını sağlıyor. Wrench, DedSec için çılgın fikirleri hayata geçiriyor ve ‘yok artık’ denilecek şeyler yaratıyor. Josh ise eşsiz hack yeteneklerini kullanarak Blume’a karşı verilen savaşta önemli bir yer ediniyor ve bir yandan da sosyal anksiyetesini yenmeye çalışıyor. Tıpkı bu üç karakter gibi, Watch Dogs 2’de birbirinden çok farklı kişilikler bulunuyor.

Peki DedSec’te Marcus’un görevi nedir? Aslında Aiden’ın zamanında edindiği görev ile hemen hemen aynı. Marcus direkt olarak olay yerine gidip tehlikeli karşılaşmalara giren kişi. Bu bağlamda da Blume’u yenmek için en büyük iş ona, yani size düşüyor. Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi Marcus’un da işlerini halledebilmek için kullanabileceği bir telefonu ve dizüstü bilgisayarı var. İlk oyunun aksine bu kez dizüstü bilgisayarımızı çok daha efektif bir şekilde kullanıyoruz. Hatta zaten ilk oyunda yanımızda bir dizüstü bilgisayar bile yoktu. Her şeyi telefonumuz aracılığıyla halletmeye çalışıyorduk.

Aiden’ın aksine çok daha genç ve çevik olan Marcus, yaşadığı sokakların etkisiyle sağlam parkur yeteneklerine sahip olan bir karakter. Bu parkur yeteneklerinin yanı sıra gelişen teknoloji ile de artık çeşitli aksiyonları yerine getirmesi daha da koalylaştırılmış. Sadece L1 tuşuna basarak kapıları açabiliyor, elektrikleri kesebiliyor, asansörleri hareket ettirebiliyor, binaların yanında bulunan asansörlü iskeleleri bozuyor, ve dediğim gibi bunları basitçe L1 tuşuna basarak yapabiliyorsunuz. İlk oyunda da birçok şeyi tek bir tuş ile halledebiliyorduk ancak bu kez her şey daha akıcı. Daha basit demiyorum bakın, daha akıcı.

Elbette teknolojik özelliklere ve parkur yeteneklerine ek olarak Marcus çok daha sağlam araç-gereçlere sahip. Özellikle Ubisoft’un hızla gelişmekte olan 3D Yazıcı teknolojisini oyuna aktarması çok hoşuma gitti. Artık oyunda kullanacağınız ölümcül olan veya olmayan silahları 3D Yazıcı ile yazdırıp kullanabiliyorsunuz. Üstelik renklerini ve baskı tiplerini bile seçebiliyorsunuz. Sadece bununla da kalmıyor, 3D Yazıcı ayrıca yerde ve havada giden iki tip drone da yaratabiliyor. Bu robotlar birçok görevde hayati bir önem taşıyacak. Yerde giden RC Jumper’ı direkt olarak alacaksınız ancak uçabilen diğer robotu alabilmek için 60 bin küsür dolar istiyor oyun sizden. Tavsiyem, o paraya sahip olunca gidip direkt olarak alın uçan drone’u. Acayip işinize yarıyor.

Öyle ki, bu robotları ve diğer teknolojik özellikleri kullanarak basitçe bir kafe taburesinde otururken gayet ölümcül bir görevi başarıyla tamamlayabiliyorsunuz. “Eh ama bu oyunu kolaylaştırmaz mı?” demeyin. O kadar zor ki bu görevleri yerine getirmek. RC Jumper mesela. Çok dikkat çekiyor ve görüldüğü anda bir darbe ile işi bitebiliyor. Diğer şekilde kameralar arası seyahat ederken kör noktada kalan bir kapı kilidi saç baş yoldurtabiliyor. Bu yüzden tüm araçlarınızı kullanmalı, hatta bir yerden sonra ‘iş başa düştü’ diyerek kendiniz görev yerine gitmelisiniz. Watch Dogs 2 bu açıdan çok büyük bir oynanış çeşitliliği sunuyor. Ubisoft bu sefer ‘biz sana bunları verdik, bunları kullan başka bir şey kullanma’ dememiş ve tüm seçimleri oyuncuya bırakmış.

Oynanış çeşitliliği demişken, Watch Dogs 2’nin genel ‘çeşitlilik’ havasına da değinmem gerekiyor. Büyük ve açık bir dünyaya sahip olan Watch Dogs 2, açık dünya türündeki birçok oyunun düştüğü hataya düşmeyip bu dünyada yapılabilecek şeyleri inanılmaz çeşitli bir hale getiriyor. Öncelikle şu tavsiyemi dinleyin: sokakta yürürken mutlaka herkesin profilini çıkarın. Çok fazla eğleniyor ve ne ile karşılaşacağınızı tahmin bile edemiyorsunuz. Bir kadının profilini çıkarıp erkek arkadaşıyla mesajlaşarak ettiği kavgayı okuyor, erkek arkadaşının telefonunu hackliyor, kız arkadaşını aldattığını anlıyor ve dilersem adama şantaj yapabiliyorum. Ama kadının profilini basit bir L1 tuşu ile çıkarmamış olsam bu eğlenceli-kısa görevi hiç bulamamış olabilirdim. Watch Dogs 2’de bu türden binlerce sürpriz var. Gerçekten nerede, ne ile karşılaşacağınızı tahmin edemiyorsunuz.

Oyunun sahip olduğu bu çeşitlilik hissi Watch Dogs 2’nin hiç sıkmayan, tam aksine her seferinde çok daha heyecan verici ve merak uyandırıcı bir oyuna dönüşmesini sağlıyor. Önceki oyunu sadece hikayeyi bitirmek için oynamıştım, ne yalan söyleyeyim. Yan görevler ve şehirdeki sıradan insanlar hiç ilgimi çekmiyordu. Ancak bu sefer ana göreve girişene kadar yaklaşık beş saat sokakta boş boş dolanıp insanların profilini çıkardığımı ve onlarca yan görev keşfettiğimi biliyorum. Bir an olsun sıkılmadım ve heyecanla oynamaya devam ettim.

Şu bir önceki paragraf yüzünden sakın ana görevlerin sıkıcı olduğu gibi bir kanıya varmayın, aman diyeyim. Watch Dogs 2 hem ana, hem de yan görevleri açısından çok güzel şeyler sunuyor. İlk oyunda olaylar çok kolay bir şekilde sarpa sarabiliyor ve kendinizi bir anda ’15 kişiye saldırdım’ konulu bir YouTube videosunun içinde bulabiliyordunuz. Bu kez gizlilik öğeleri de artırılmış durumda. Hem RC Jumper gibi araç-gereçleriniz, hem de teknolojik üstünlüğünüz var olduğu sürece bir görevi yerine getirirken adeta bir hayalete dönüşebiliyorsunuz. Ya da dilerseniz 15 kişiye saldırıp vurduklarınızı da saymayabiliyorsunuz. Seçim sizin, özgürsünüz!

San Francisco harika görünüyor

Watch Dogs 2’nin gerçekten güzel görselleri var. San Francisco kimi zaman çok renkli ve canlı bir şehir gibi görünse de, bazen sisli ve yağmurlu bir şehre dönüşüp sizi atmosferi ile büyüleyebiliyor. İlk oyunun aksine bu kez Watch Dogs 2’de herhangi bir ‘downgrade’ söylemi ile karşılaşmadım, zira Ubisoft bu sefer oyunu tanıtırken de saçma-sapan filtreler ile oyuncuların gözünü boyamadı ve takdirimizi kazandı. Oyunu hem PlayStation 4 Pro hem de standart PlayStation 4 modelinde oynadım ve aralarında görsel açıdan müthiş bir fark olmadığını söyleyebilirim. Hatta ofisteki Pro modelinde deneyip kenar yumuşatmanın gerçekten sağlam bir şekilde oyuna adapte edildiğini görünce evdeki standart PS4 modelimde aynı şeyi göremeyeceğim diye biraz tedirgin olmuştum. Ancak hiç de korktuğum gibi olmadı ve Watch Dogs 2 benim standart PS4 modelimde de harika görünüyor. Üstelik bazı ufak tefek hatalar dışında optimizasyon da gayet sağlam yedirilmiş. FPS değerlerini göremediğimden kesin bir şey söyleyemiyorum ancak oyunun 30 ve 45 FPS değerleri arasında çalışmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Daha altına inmiyor.

Görseller demişken oyunun sanat tasarımına da değinmeden geçemeyeceğim. Zaten Ubisoft’un sanat tasarımcısı kimse onu bulup bir çay ısmarlamak ve alnından öpmek istiyorum. Son zamanlarda çıkan tüm Ubisoft oyunları beni bu açıdan büyülemeyi başardı. Elbette Siege ve Division’ı bu genellemenin dışında tutuyorum. Watch Dogs 2’de gerçekten çok güzel tasarımlar var. Hem San Francisco’da bulunan insanların giyim-kuşamları ve tipler, hem şehirdeki mekanlarda bulunan çeşitli renkler ve grafitiler, hem de direkt olarak ana karakterimizin sahip olduğu giysi çeşitliliği derken Watch Dogs 2 çok sağlam bir moda ve sanat şöleni olarak karşımıza çıkıyor. Harika!

Görselleri kadar müzikleri ile de beni büyüledi Watch Dogs 2. Hem günümüzün popüler şarkılarından bir derlemeye, hem de nostaljik bazı şarkılara sahip. Her biri incelikle seçilmiş ve oyunun genel havasına uyan eşsiz parçalar. Üstelik bu şarkıları sadece radyoda değil, ayrıca telefonunuzda bulunan MP3 uygulaması ile de dinleyebiliyorsunuz. Sonuçta elinizde son model bir telefon var ve bu telefonda gerçekten kullanabileceğiniz, bir sürü uygulama var. MP3 de bu uygulamalardan sadece birisi. Swarm gibi yer bildirimi yapabileceğiniz bir uygulama bile var: ScoutX!

Peki Watch Dogs 2 gerçekten tamamen kusursuz bir oyun mu? Maalesef değil. Watch Dogs 2 birkaç probleme de sahip. Öncelikle yapay zekadan bahsetmem gerekiyor. Günümüzde çıkan çoğu oyunda yapay zekanın artık belli bir dereceye kadar ‘tahmin edilemez’ şeyler yapabilmesi gerekiyor. Bazı oyunlar bunları başardı bile. Örneğin DOOM’da ve Dishonored 2’de çoğu zaman düşmanların nasıl hareketler sergileyeceğini kestiremiyorum. Ancak Watch Dogs 2’de bir grup düşmanı çok kısa bir süreliğine izlediğim takdirde kimin, ne zaman, nereye gidip, ne yapacağını ve ne kadar sürede o noktaya geri döneceğini kolaylıkla anlayabiliyorum. Her biri belirli bir rota üzerine oturtulmuş gerçekten ‘yapay’ zekalar.

Aynı şekilde NPC’lerin olaylara karşı tepkileri de fazlasıyla yapay geldi gözüme. Koca bir sokakta yine 15 kişiye yumruklarımla saldırıyor, vuruyor vuruyor ve saymıyorken bunu gören NPC’lerin genellikle tepkisiz kalarak sinirlerimi bozmasını kabullenemiyorum. Hayır polisi de arıyorlar ama yan sokaktaki polisin olay yerine gelip beni yakalaması bir beş dakika falan sürüyor. Neredesiniz bilader? Bütün San Francisco halkını yumrukladım hala gelip kelepçeyi takamadınız.

Watch Dogs 2’de bu kez bazı şeyler de fazla zorlama olmuş. Örneğin ilk oyunda hack işlemlerini gerçekleştirirken ufak bulmacalar çözerdik, hatırlarsınız. Bu bulmacaları çözerken çeşitli ağ yollarını tekrar yapılandırır ve ana sunucuya ulaşmaya çalışırdık. Aynı sistemin modifiye edilmiş bir hali bulunuyor ikinci oyunda. Bu kez bu bulmacaları tek bir ekranda değil de, direkt olarak şehrin içinde çözüyoruz. İlk başta bu gerçekten güzel bir yenilik gibi görünse de oyunda yerine getirdiğiniz on görev sonrasında çok yavanlaşıyor ve çekilmez hale geliyor. Bunu en azından sadece bazı özel görevler için sınırlandırsalar çok daha güzel olabilirmiş. Bu haliyle gerçekten güzel olan bir sistemi harcamışlar bana kalırsa.

Watch Dogs 2’nin beğenmediğim bir diğer yanı da animasyonlardaki hamlık oldu. Özellikle Marcus’u kontrol ederken hareketlerinin ne kadar ‘kalıplaşmış’ olduğunu rahatlıkla kavrayabiliyorsunuz. Koşmaya başlarken, duraksarken, bir yerden diğerine zıplarken çok yapay bir hava alıyorsunuz. Parkurun bu derece ön plana konulduğu bir oyunda hareketlerin daha akıcı olmasını beklerdim. Mesela Marcus’un birisiyle konuşacakken kulaklıklarını çıkarıp dinlemesi bence çok küçük ama harika bir detay. Bunun gibi birçok animasyona dikkat etselermiş, çok daha gerçekçi bir dünya ile karşılaşabilirmişiz.

Oyunun bir de güzel bir çoklu oyuncu modu bulunuyor ancak maalesef incelemeyi yaparken bu modu deneyemedim, çünkü belli ki Ubisoft’un çoklu oyuncu sunucularında ufak bir problem mevcut. Bu mod sayesinde dilerseniz kendi arkadaşlarınızın oyununa dahil olabiliyor, onları davet edebiliyor, beraber çeşitli görevler yapabiliyor ya da direkt olarak tanımadığınız bir oyuncunun oyununa dahil olup ölümcül savaşlara girişebiliyorsunuz.

Son sözlerime gelecek olursam, ben Watch Dogs 2’yi gerçekten çok sevdim. İlk oyunun hayal kırıklığı yaratan yapısından sonra Ubisoft oyuncuları gerçekten dinlemiş ve karşımıza gerçekten sağlam bir devam oyunu ile çıkmış. Tam olarak bir Assassin’s Creed II tecrübesi yaratamasa da, ona en yakın tecrübeyi yarattığı kesin. Capcanlı dünyası ve capcanlı karakterleri ile de büyüleyici bir deneyim sunan Watch Dogs 2, yapay zeka ve animasyonlardaki çeşitli sıkıntılara rağmen sağlam bir yapım olmayı başarıyor. Çoklu oyuncu modu da düzeltildikten sonra tam kıvamına gelecektir.

Yorum Yap

Copyright © 2014. Tüm hakları saklıdır.
porno porno anal porno