Oyunbolumleri-Güncel Oyun Haberleri


Güncel Oyun Haberleri

13 Kasım 2016
Dishonored 2 – İnceleme

13 Kasım 2016 Oyun Haberleri Yorum Yok

Dishonored 2 çok iyi geldi. Böyle kısa ve anlamsız bir cümle ile incelememe başlamak istemezdim ancak gerçekten, Dishonored 2 çok iyi geldi. 2016 yılı, birçok oyun açısından hüsrana uğradığımız, gerçekten iyi diyebileceğimiz yapımların ancak bir elin parmağını zor geçebildiği bir yıl oldu. 2016’nın bitmesine çok az bir süre kala, belki son çıkan oyunlar ortalığı toparlar diye umut ediyorduk ki, gerçekten şu Sonbahar dönemi yüzümüzü güldürmeye başladı. Bu ‘iyi oyunlar’ silsilesinin son üyesi de layığıyla Dishonored 2 oldu.


İlk oyunun tam 15 yıl sonrasını konu alan Dishonored 2’de, babası Corvo’nun da yardımı ile Emily Kaldwin doğrucu ve lider ruhlu gerçek bir kraliçe olmuştur. Annesi Jassemine Kaldwin’in 15. ölüm yıldönümünde ‘ne idüğü belirsiz’ Delilah ortaya çıkar ve bir darbe girişiminde bulunup, kraliyeti Emily’nin elinden alır. İşte tam bu saldırı sırasında sırt sırta vermiş Corvo ve Emily’yi gösterirken oyun size o malum seçeneği sunuyor. Kimi yöneteceksiniz? Emily mi, Corvo mu? Kimi seçerseniz seçin diğeri Delilah’ın büyüsü ile taşa dönüşüyor ve siz de seçtiğiniz karakter ile Dunwall’dan kaçmaya başlıyorsunuz. Eğer Dishonored’ı ve daha sonra çıkan iki DLC’sini bitirmediyseniz, Delilah’ın kim olduğu gibi birçok soru kafanızı tırmalayacaktır. Bu yüzden oyunun wiki sayfasından veya başka bir kaynaktan biraz ön bilgi toplamanızda fayda var.

Dishonored 2, iki oynanabilir karakterden birini seçebilmenize olanak sağlıyor.

Bir önceki paragrafta da söylediğim gibi, Dishonored 2, iki oynanabilir karakterden birini seçebilmenize olanak sağlıyor. İster Emily’yi, isterseniz de Corvo’yu oynadığınız Dishonored 2’nin bu iki ana karakteri de birbirinden çok farklı yeteneklere ve kişiliklere sahip. Her ikisi de “Outsider” tarafından damgalandı ve her ikisi de karanlık tarafın güçlerine sahip. Elbette birbirine benzeyen yetenekleri de yok değil. Örneğin Corvo’nun ‘Blink’ yeteneği ile Emily’nin ‘Far Reach’ yeteneği aynı işlevi sergiliyor. Sadece görsel açıdan fark oluşturuyorlar. Bu birkaç benzerliğin dışında tamamen farklı yeteneklere sahip olmaları sebebiyle oyunu her ikisiyle de, birkaç kez tekrar oynayabilmenizin imkanı da bulunuyor. Hem de hiç sıkılmadan.

Kullandığınız yetenekleri ve araç-gereçleri seçerken elbette oynanış tarzınızı da göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Eğer önceki Dishonored’ı oynadıysanız, oyunun her oyuncu için birden fazla oynanış tarzı sunduğunu da hatırlarsınız. Dilerseniz oyunu hiç kimseye görünmeden, adeta bir hayalet gibi bitirebiliyor, dilerseniz de yolunuza çıkan herkesi kılıçtan geçirip etrafı kan gölüne çevirebiliyordunuz. Ancak bu eylemlerin her biri hem oyunun gidişatı, hem de sonu açısından birçok farklı sonuca sahipti. Burada da Dishonored’ın eşsiz “Kaos” sistemi ortaya çıkıyordu.

Peki nedir bu Kaos sistemi?

İlk Dishonored’ın hikayesine göre Dunwall’ı ölümcül bir hastalık çevreliyordu ve bu hastalık da çeşitli yollardan bulaşabiliyordu. Ana sebebi şehri basan fareler olan bu ölümlere siz de yenilerini eklediğiniz zaman şehir gittikçe büyük bir ceset yığınına dönüşmeye başlıyor, sokakları fareler kaplıyor, düşmanlar sayıca çoğalmaya başlıyor ve kelimenin tam anlamıyla bir kaos meydana geliyordu. Tam tersine, hiç kimseyi öldürmeden ‘temiz’ bir biçimde ilerlediğiniz takdirde de şehir temiz kalıyor, düşmanlar sayıca az oluyor ve oyunun sonu da buna göre değişiyordu. Şimdi tüm bunları alın ve aynı şekilde ikinci oyuna aktarın. Tek farkı, bu sefer hastalık sonucu farelerle değil, kocaman kocaman sineklerle baş etmeye çalışıyoruz. Şehirde kaosu sürdürdüğünüz takdirde bu sinek yuvaları çoğalmaya ve en umulmadık yerlerde karşınıza çıkmaya başlıyor.

Kaos sisteminden kaynaklı olarak Dishonored 2’de oynanış açısından onlarca farklı gidişata sahip olabiliyorsanız. Birilerini öldürüp-öldürmemek, birilerine görünüp-görünmemek bir yana, oyunu direkt olarak Outsider’ın verdiği özel güçlere sahip olmadan bile bitirebiliyorsunuz. Tamamen size ve paşa gönlünüze kalmış. Ben bu incelemeyi yaparken oyunu en zor seviyede, ‘Hayalet’ oyun tarzı ile oynadım. Hiç kimseye görünmeden görevleri halletmek ilk oyunda olduğu kadar zor ve bir o kadar da eğlenceli.

Bahsi geçen yeteneklere sahip olabilmek için de belli başlı şeyler yapmanız gerekiyor.

Oyunda ilerlerken karanlık güçleri kullanmak gerçekten inanılmaz güzel bir his sunuyor. Dishonored’ı siz de benim gibi yaklaşık 300 saat kadar oynadıysanız, ilk oyunda bir sokak dolusu düşmanı öldürmenin yüzlerce farklı yolunun olabileceğini gayet iyi biliyorsunuzdur. Işınlanın, fare sürüsü yollayın, zamanı dondurup kelleleri uçurun veya başka bir canlının bedenine girip sessizce uzaklaşın. Yüzlerce, belki de binlerce farklı olay potansiyeli avucunuzda. Elbette bu yetenekler kendi başlarına yeterli olmuyor. Sizin oynanış becerileriniz, kullandığınız araçlar ve sahip olduğunuz fırsatlar bu olay potansiyellerini gerçekleştirebilmek için önemli koşullar. Bahsi geçen yeteneklere sahip olabilmek için de belli başlı şeyler yapmanız gerekiyor. Diğer oyunlarda olduğu gibi görevleri yerine getirerek veya düşmanları alt ederek seviye atlamıyordunuz Dishonored’da. Haritanın belirli yerlerine gizlenmiş rünleri bulmaya çalışıyor ve yeteneklerinizi de bu rünler sayesinde geliştiriyordunuz. Elbette bu rünleri bulabilmek için Outsider size bir hediye de veriyordu ancak bazı rünlere ulaşması o kadar zordu ki, bir rünü alabilmek için iki saat falan uğraştığımı hatırlıyorum. Şimdi tıpkı kaos sisteminde olduğu gibi tüm bu paragrafı direkt olarak alın ve ikinci oyuna adapte edin. Rün (Rune) sistemi belki ‘hazıra alışmış’ bazı oyuncuların canını sıkabilir ancak bu tatmin edici yetenekleri istiyorsanız, karşılığında biraz terlemeniz gerekecek.

Eğer siz de Dishonored’ı kimseyi öldürmeden oynayan oyunculardansanız, oyuna eklenen yeni bir savaş mekaniği çok hoşunuza gidecektir. Önceki oyunda bir düşmana yakalandığınız ve kılıç dövüşüne girdiğiniz vakit düşmanı bayıltmak için elinizdeki araçlardan başka hiçbir seçeneğe sahip olamıyordunuz. Arkane bu konuda oyunculardan gelen geri dönüşü dinlemiş olacak ki, düşmanları dövüş sırasında boğabilme özelliğini oyuna eklemiş. Artık dövüş sırasında düşman tam kılıcı savurmadan önce kılıcınız ile korunduğunuz vakit düşman hafif bir sendeliyor ve siz de tam bu sırada düşmanı boynundan tutup boğabiliyorsunuz. Artık yakalandığınız vakit kayıt noktasından başlamanıza gerek yok. Ancak eğer Dishonored 2’yi de kimseyi öldürmeden oynamayı düşünüyorsanız, bir ara da diğer yolu denemenizi tavsiye ediyorum. Yeni oyuna o kadar fazla yeni öldürme animasyonu eklenmiş ki, benim bile bazen ‘huleeeeeayn’ diyerek kılıcı çekesim geliyor. Çekiyorum da, şak şuk kesiyorum, rahatlıyorum, sonra kayıt noktasından tekrar başlıyorum… Hele bir ‘hayalet’ olarak bitireyim de, sonra karpuz gibi doğrarız herkesi, sıkıntı yok.

Gelelim şimdi Dishonored 2’nin, hatta bir seri olarak Dishonored’ın en can alıcı noktalarından birisine. Tıpkı önceki oyunda olduğu gibi gerçek dünyadan farklı, kendine has fantastik bir dünyaya sahip olan Dishonored 2’de yine mimari tabanı olarak Viktoryan dönemi mimarisini görüyoruz. İlk oyunun aksine bu sefer azaltılmış steam-punk atmosferi yerini bir nebze daha teknolojik, ancak hala ‘nostaljik’ hissettirebilen bir atmosfere bırakmış. Dishonored bu garip hissi sağlayabilen sayılı oyunlardan birisi. Öyle fantastik ve garip bir atmosferi var ki, oyunun hangi yılda, nerede, ne koşullarda geçmekte olduğunu gerçek dünya ile bağdaştıramıyorsunuz.  

Karnaca her ne kadar küçükmüş gibi görünse de büyük ve bir o kadar da karmaşık bir şehir.

Dishonored 2’ye ilk oyundaki şehir olan Dunwall’da başlıyor ve daha sonra kraliyetimizde yapılan darbe üzerine kaçmak zorunda kalıyor ve deniz kıyısındaki şehir Karnaca’ya, yani Corvo’nun memleketine gidiyoruz. Dunwall’ın aksine daha aydınlık bir atmosfer sunan Karnaca yine balık ticaretinin öne çıktığı, küçük bir şehir. Mimarisi ile yine Viktoryan dönemini andıran Karnaca’da her şey tıpkı ilk oyun kadar güzel gözüküyor. Zaten id Tech tabanlı Void Engine’i kullanan oyunda görsel efektlerin mükemmeliğine diyecek hiçbir şey yok. Dishonored 2 son zamanların en iyi ve en farklı görünen oyunlarından birisi olabilir.

Karnaca her ne kadar küçükmüş gibi görünse de büyük ve bir o kadar da karmaşık bir şehir. Her sokakta, her apartmanda hatta her dairede farklı bir hikaye, farklı bir olay ile karşılaşabiliyorsunuz. Bu olaylar neticesinde ana göreve ulaşma yolunda işinize çok yarayacak bir yan görev ile bile karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden her bir noktayı didik didik aramakta büyük fayda var. Karnaca’nın çeşitli bölgelerinde bulunan gizli marketler sayesinde envanterinizde bulunan araç gereçleri yenileyebiliyor ve görevinizde yardımcı olabilecek ‘fırsatları’ satın alabiliyorsunuz. Oyun tarzınıza göre bu fırsatları iyi değerlendirmenizde fayda var. Elektrikli bir kapıyı geçebilmek için üç saat kafa patlattıktan sonra, kapıyı etkisiz hale getirecek olan sistemi içinde barındıran odaya giriş anahtarının bir satıcıda satıldığını görebiliyor ve çıldırabiliyorsunuz. Ne kadar detaylı anlattım değil mi? Yok canım, başıma böyle bir şey gelmedi, siz de alemsiniz yani…

İlk oynayışınızda Karnaca’daki birçok şeyi kaçırabilirsiniz. Kaçırın gitsin yahu! Dishonored’ın bir kere bitirilip bırakıldığı nerede görülmüş? Bir bitirirsiniz, bir daha bitirirsiniz, bir daha bitirirsiniz. Her biri farklı, her biri heyecanlı olur.


Karnaca’ya giderken kullandığımız kayık

Karnaca hakkında hoşuma gitmeyen yegane şey herhalde şehrin hiçbir zaman ‘tam’ görünmemesidir. Şimdi bu ne demek oluyor? Şu demek oluyor: Oyunda ana üssümüz Dreadful Wale adlı bir gemi. Gideceğimiz görevlere bu gemiden kalkan kayık ile gidiyoruz. Gittiğimiz yerlerin hepsi Karnaca’nın içinde elbette ancak her biri farklı birer bölüm olarak ayrıldığı için hiçbir zaman birleşikmiş hissini veremiyor. Yani eskisi gibi bir bölümden diğerine dilediğiniz zaman geçemiyorsunuz. Bu da haritada bir ‘parçalanmışlık’ hissi yaratıyor. Koca bir şehirde değil de, ufak-ufak bölünmüş bölümlerde oynuyorsunuz Dishonored 2’yi.

Oyunun ‘şimdilik’ beğenmediğim bir yanı da optimizasyonu oldu. GTX 1070, i5 6600 ve 8 GB Ram’lik gayet yeterli bir sistemde incelememe rağmen Dishonored 2 birçok bölümde 5-10 FPS değerlerine anlık düşüşler yaşattı. Tam belirli aksiyonları gerçekleştireceğim zaman olmasa bir derece kabul edilebilir ama tam düşmanın kafasına ok atacakken oyunun çılgınlar gibi kasması saç-baş yoldurttu resmen. Arkane bu konuda bir güncelleme çıkaracağını söyledi. Ancak şunu da ekleyeyim; bu kasma mevzusuyla sadece ikinci ve üçüncü bölümde çok sık karşılaştım. Diğer bölümlerde neredeyse hiç karşılaşmadım.

Son sözlerime gelecek olursam, Dishonored 2’nin zaten mükemmel olan ilk oyunu alıp üzerine daha da gelişmiş bir sürü mekanik koyması bu oyunu da bir o kadar mükemmel hale getiriyor. Arkane’in elinde zaten harika bir oyun vardı ve diğer birçok firmanın aksine bu harikalığı bozmayıp, daha da harika bir hale getirmişler. Eğer ilk oyunu severek oynadıysanız zaten şu anda Dishonored 2’yi de talan ediyorsunuzdur, eminim. Ama Dishonored’a daha önce hiç şans vermediyseniz ve ikinci oyunu da oynamayı düşünüyorsanız hiç durmayın derim. Belki hikaye konusunda kafanızda ufak tefek soru işaretleri doğabilir ancak birkaç metin okuduğunuz takdirde bu soru işaretlerinin hepsinin silineceğine eminim.

Şimdi izninizle, ben “Karnaca Hayaleti” rolüme geri dönüyorum.

Yorum Yap

Copyright © 2014. Tüm hakları saklıdır.
porno porno anal porno